Modern Görünen Eskimişliğimiz

Soğuk yaz akşamları kusuyorum yine
Yine ve her daim klozetimin ikinci kapağı kapalı.
Yüzüme gözüme savrulman bir işaret midir ki tam bu sularda
Kendi mevsimimi seçemiyorum Tanrı’ya biraz borçlu…
Kelimesi kelimesine işte biraz sessizlik yekun
Bir mızıka deliği gibi
Nemlenmiş yüreğim.
Ustanın çıraklaştıramadığı bir isyan
Gelir takılır birilerinin boğazına
Günde üç öğün
Tok karnına
Uzak uzak bağıran bir mozolenin maydanoz ekilmiş toprağına.
Bu yüzden vazifedir
Her büyük işe gönülkarlığımız.
Yarım kalır seanslar
Filmler yarıda kesilir
Ihanete değer ortayı bulamayan sağımız solumuz
Kaçınılır belki ama kaçınılmaz bir bakıma.
Çünkü elimi neye uzatsam
Neyi düşünsem özgün
Hep daha önce biraz kullanılmış
Şifonyer üstü bir diş fırçası.

Ben bu tamlamaları böyle bilmiyordum.

Geri diye bişey var malum
Dönülmeyen bir hüzün ziyafeti tadında.
Nerden baksan gerizekalılık aslında
Itiraf etmekten korktuğumuz.
Sanır mısın kopar yatağımın zembereği?
Kime ne bundan diyesi vardır da
Ağzına kramp girmiştir belki.
Ki söylemleri şairane geçinene bağışlar da
Dönüp bakmaz bile
Gülücük gülücük gülücük.

Ilk defa ıstakoz yermişcesine
Biraz endişeli
Her seferinde.
Oysa dağ gibi kapılara dayanmıştır
Göğün en ağrı bilmez hırçınlığı
Sus pus ettirir her yavşağı
Belalı bir mahalleden geçercesine.
Sus pus zamanı mıdır azizim
Bu korku niye?
Kötü günlerde kullanmak üzere
Kenar köşede bir iyi niyet koleksiyonu gibi
Ne bilsin gecenin sabahtan önce geldiğini
Rastlantısal bir kehanete inanalım inanmasına da
Hesabını kim verecek sonra Tanrı’ya?
Ki sorular hep bilmediğimiz yerlerden mi gelecek acaba?
Diye endişelenir dururuz içten içe hepimiz.
Yani yavşaklık evet
O’na bile.
Sözüm ona büyük ideallerimiz var hani
Konuşsak ne mal olduğumuz çıkacak ortaya
Inci boncuk misali
Altı üstü bir hayalde figüran
diş arası bir kebap tadı yaşamayalım mı dedik?
Halt ettik zannımca.
Kafa karıştıran iki süslü cümleyle
Hadi kurtaralım durumu.
Kelamı kaleme değdirememek sorun
Ey yazamayanım
Senin bi suçun yok tabi
Desek de biz biliriz değil mi
Kaç kuruş ederiz aslında.
Çırpınışından medet umar bazı aklı evveller
Kanadı kırığın.
Döner döner sıvazlar da
Yine izah edemez
Aşekanın zehrini,
Yine de pek azımız biliriz
Tecessüs ne demektir?
O da merakımızdan gelir işte.

Hani kıştan sonra bahar geliyordu?

Kalelerimiz mi yoksa bizden kurtulmaya çalıştı
Sormak isterim
Ya sen cevaplama
Ya da ben sormayayım yine
Ya da işte iki kere iki dört hesabı.
Zannedersin sina’yı aşmaya çalışmış…
Elimize bir çalı tutuşturulmuş,
Kuma oturtulmuş bir ilk çocukluk dönemi nihayetinde.
O’nun gözünde yine.
Sana desek anlat diye
Öyle şey mi olur canım
Sana niye anlat diyelim.
O kadar da değil.
Köy evinde sandığa sıkıştırılmış
Amerikan servisimizin danteli ya
Aydın geçinmemiz de bundan
Yoksa çıkıktır o
Kırık olsa duramazsın.
Yoksa moda olur ağlamak
Senin benim onun gözünde
Kutsal olur
Onu da duvara asarız.
İçine de tapumuzu saklarız hem.
Yok yok bu kez hıçkırık peygamber kesilir
Zira kesilesi de vardır içten içe.
Bu yüzdendir herkesin açıktan açıktan kahkahası
Çünkü açıkta her yerimiz
Elimiz,
Yüzümüz,
Gönlümüz…