M 14

Gecikeceğe benziyordu. Sigara paketinden bir sigara daha çıkardı. O sırada gözü paketin üzerindeki resme takıldı. Sigara dallarından bir hapishane ve o hapishaneye atılmış bir mahkum vardı resimde. O an beklediği kişiyi düşünüyordu. Neden hala gelmemişti? Randevulaştıkları saatin üzerinden bir saat geçmiş olmasına rağmen neden kalkıp gidemiyordu? Birden çok tanıdık geldi resimde verilmek istenen anlam. Rahatsız oldu ilkin; çok geçmeden elini sallayarak “amaaan” dedi. Çayı soğumuştu ve soğuk çaydan nefret ederdi. Garsonu aradı gözleri. “ihtiyacım yokken etrafta gezineduran garsonlar neden ben ihtiyaç duyunca ortadan kaybolurlar” diye geçirdi içinden. Sonra birini yakaladı gözleri. Garson sırtı dönük bir şekilde boş masalardan birine sağ elini dayamış bekliyordu. Bağırmak istedi ilk önce garsona. Sonra bunu yapamayacağını anladı ve çabucak vazgeçti. Gözlerini dikip garsonun kendine doğru dönmesini bekledi. Bir yandan da sigarasını içiyordu. Çaysız sigara içmeyi de pek sevmezdi. Buna rağmen bağırmadı. Garson da döneceğe pek benzemiyordu. “en iyisi seslenmek” diye geçirdi içinden. Seslendi de. Garson duymamıştı. “Duymazdan gelmiş olabilir mi” diye düşünmeden edemedi. Yanındaki masada iki kişi tavla oynuyordu. Onların da dikkatini çekmişti bu durum. İyice içerledi. Rezil olmuş gibi hissediyordu. Bütün cesaretini topladı ve bir kez daha seslendi garsona. Garson istifini bozmadan şöyle bi kafasını çevirdi. Göz göze gelmeleri an meselesiydi. Garson, kimin seslendiğini ararcasına gözleriyle etrafı üstün körü kolaçan edip tekrar önünde döndü. Yine başaramamıştı. Yan masadakiler aralarında fısıldaşıyorlardı. Belli ki bu durumu konuşuyorlardı. Kalkıp gitmek istiyordu ama gururuna bir türlü yediremedi yenilmiş sayılmayı. Kalktıktan sonra o iki arkadaşın, onun hakkında konuşup gülüşeceklerinden neredeyse emindi. Kalkmadı. “En iyisi biraz daha beklemek” dedi. “Belki bu veya başka bir garson bu tarafa gelir ve ben de siparişimi veririm” diye düşündü. Bu fikir ona komik geldi. Tebessüm etmek istedi ama yan masadakilerin bakışlarını üzerinde hissettiği için yapamadı bunu. Elini tekrar sigara paketine uzattı. Resim yeniden dikkatini çekti ve resimle birlikte, beklediği kişinin hala gelmemiş olduğunu hatırladı aniden. Aramalı mıydı? Yoksa kalkıp gitmeli miydi? Yoksa bir süre daha sessiz sedasız oturduktan sonra mı kalkıp gitmeliydi? Hem daha yeni bir çay da söyleyememişti. Kalkıp giderse dedikodusunun yapılacağından o kadar emindi ki. Kendini aptal gibi hissetti. Masadaki şekerlikle uğraşır gibi yaparak yan masaya şöyle bi göz ucuyla baktı. Belli ki oyuna dalmışlardı ve garsonla aralarında geçen gurur savaşı artık o kadar ilgilerini çekmiyordu. Sevindi buna. Az evvel edemediği tebessümün şimdi tam sırasıydı. Bir kez daha gizlice yan masayı süzdükten sonra tebessüm etti. O sırada garson, şeflerinin görünmesiyle aniden elini koyduğu masadan uzaklaştı ve masaların etrafında gezinmeye koyuldu. “Birazdan bana doğru gelecek ve ben intikamımı alacağım” diye düşünerek hınzırca güldü. Şef gider gitmez garson yine aynı boş masaya, yine aynı elini dayayarak beklemeye başladı. Bu kadarı da fazlaydı ve bu iş giderek çığırından çıkmaya başlamıştı. Çok sinirlendi ve kalkıp garsona iyi bir azar çekmek niyetindeydi ki yan masadakilerden irice olanı, gür ve kendinden emin bir sesle garsona seslendi. Garson duyar duymaz hızlıca o masaya yöneldi. Fakat garsonun yüzünde belirgin bir yorgunluk vardı. Gün yerini akşama bırakmak üzereydi. Belli ki yorulmuştu. Az evvel düşündüklerinden pişmanlık duymaya başladı. O sırada garson yan masaya çoktan varmıştı. Müziğin yüksekliğinden ne konuşulduğunu duyamıyordu. Bundan çok rahatsız olmuştu. Defalarca kulak kesilmesine rağmen tek kelime bile duyamamıştı. O sırada garson ani ve net bir şekilde kafasını çevirdi ve işte göz göze gelmişlerdi. Acaba ne söylemişlerdi? Kendisi hakkında konuşulduğundan adı gibi emindi. Ne yapacağını bilemedi. Çabucak gözlerini kaçırdı ve yine şekerlikle uğraşmaya başladı. Bir yandan da alttan alttan gizlice yan masayı kontrol ediyordu. O sırada garson döndü ve kendisine doğru yöneldi. Verdiği ani kararla yanındaki sandalyeye iliştirdiği montunu kaparak hızlıca kalktı ve kasaya yöneldi. Çok hızlı adım atıyor, garsonun arkasından gelmemesi için dualar ediyordu. Köşeyi döndü ve daha fazla merakına engel olamadı. Kafasını çevirip baktı. Görünürde garson yoktu. Bir an için rahatladı ama her an karşılaşabilirlerdi. Kasaya yanaştı ve kredi kartını uzattı. Kasiyer masa numarasını sordu. Bilmediğini ve üç çay içtiğini söyledi. Kasiyer “yine de masa numarasını bilmemiz gerekiyor” dedi ve ekledi. “Bir saniye, garsonu çağırayım” “Hayır” diye bağırdı istemsizce. “Hayır” “Öyleyse hangi masada oturduğunuzu tarif edebilir misiniz” diye sordu kasiyer. Oturduğu masa kasanın olduğu yerden görünmüyordu. “Dondurma dolabının önündeki masalardan birinde” dedi ve ekledi “yanımdaki masada iki kişi tavla oynuyordu” Kasiyerin hangi masa olduğunu anlamadığı yüzünden anlaşılıyordu. Bu şekilde bir yere varamayacaklarını anladı ve öfleye püfleye masaya doğru yöneldi. Kalbi küt küt atmaya başladı. Garsonla karşılaşmaktan çok korkuyordu. Garsona sinirli miydi yoksa acıyor muydu? Bunun kararını henüz verememişti. Köşeyi dönünce oturduğu masa göründü. O mesafeden masa numarasını okumaya çalışsa da hiç bir şey göremiyordu. Garson ortalarda yok gibiydi. Hızlı adımlarla masaya doğru yöneldi. Heyecandan ölecek gibiydi. Masaya varınca masa numarasının yazılı olduğu M 14 yazısını gördü. O sırada yan masadakilerden uzun saçlı çirkin olanı, diğer arkadaşına kaşlarıyla onu işaret etti ve bir şeyler konuşmaya başladı. Bunu farketmemiş olmayı ne çok isterdi. Öyle de davrandı, arkasını döndü yine hızlıca tekrar kasaya yöneldi. Köşeyi döner dönmez garsonu kasanın yanında kasiyerle konuşurlarken gördü. Gözü WC yazısına ilişti. Hemen tuvalete girdi. Ne yapacağını şaşırmıştı. Garsondan neden kaçtığını anlamaya çalıştı. Hiç bir sebep bulamıyordu. Yine de içinde büsbütün duran garsonla karşılaşmama isteğini gözardı edemiyordu. Telefonu çalmaya başladı, arka cebindeki telefonu çıkarıp sessize almaya çalışırken telefon elinden düştü. Hala çalıyordu. Çaldığına göre telefon sağlamdı. Buna üzülmeli mi yoksa sevinmeli mi karar veremedi. Yerden telefonu aldı ve sesini kıstı. Arayan oydu. Sözleştikleri saatten bir buçuk saatten fazla geçmesine rağmen, henüz arayabilmişti onu. Cevap vermek istedi ama cesaret edemedi. Kendini kanundan kaçan bir suçlu gibi hissetti. Bu his ona çok ağır geldi. Yine de tam olarak böyle hissediyordu. Telefonu tekrar cebine koydu ve tuvaletten çıktı. Tam hızlanacakken bir anda davranışlarının ne kadar saçma olduğunun farkına vardı ve sakin sakin kasaya yürüdü. Kasiyer, “masa numaranızı öğrenebildiniz mi beyfendi” diye sordu. “öğrendim” dedi ama ne kadar düşünse de hatırlamıyordu. Kasiyer gözlerini dikmiş ondan masa numarasını söylemesini beklese de onun diyeceği hiç bir şey yoktu. Masaya tekrar gitmeyi göze alamıyordu ve “bu Allah’ın cezası yerden bir türlü çıkamıyorum” diye mırıldandı. O sırada arkasından bir ses “14” dedi. “Hah evet 14’dü” diye bağırdı. Masaya tekrar gitmek zorunda kalmadığı için çok sevinmişti. Teşekkür etmek için arkasına döndü. Yüzünde anlam veremediği bir ifadeyle öylece duran garsonu gördü. Teşekkür edemeden tekrar önüne döndü. Ne yapacağını şaşırmıştı. Eli ayağı birbirine dolanıyor, nasıl davranacağını bilemiyordu. Kart şifresini bir kere yanlış tuşladı. O sırada garsonun hala arkasında olup olmadığını merak ediyordu. İkinci kez şifreyi girerken telefonu tekrar çalmaya başladı. “yine o arıyordur” diye düşündü telefonuna bakmadan. Ödemeyi yapınca elini kasiyere uzattı. Kasiyer postan çıkacak kağıdı beklemeye kararlıydı. “Fişe gerek yok” dese de kasiyer hala kartı uzatmıyordu. “Allahım” dedi. “Ne olur bitsin bu kabus.” İkinci nüsha da çıkınca kasiyer özenli bir şekilde kartı fişin altına koyarak fişi kesti, ve ikisini birden tek hamlede uzattı. “sonunda” diye mırıldandı kasiyere dik dik bakarak. Telefonunun çalmasına aldırış etmeden kapıya doğru yöneldi. Kafasını kaldırdığında garsonun, çıkış yolunun kesişiminde olduğunu gördü. Bu kez çok sinirlenmişti. Kaşlarını çatmaya çalıştı –bunu pek beceremiyordu- ve gözlerini garsona dikerek garsona doğru yürümeye başladı. Yüz yüze geldiklerinde garson önce davrandı ve “iyi akşamlar efendim” dedi mahçup bir tavır takınarak. Cevap vermedi. Montunun fermuarıyla uğraşır gibi yaparak garsonun söylediğini duymazdan geldi ve ve kapının kolunu tuttu. Elini savurarak “amaan” dedi.  Açarken kapının üzerindeki klimadan gelen sıcak havayı farketti. “Acaba gerçekten soğuğun girmesini engelliyor mu” diye düşünmekten kendini alamadı. Kahkaha atarak kapıyı açtı ve gitti.

05.01.2020 01:31