İtiraf

İtiraf

Kendi gelinciğini kavuran bir nevroz ateşi miydi kelimelerin;

Yoksa hazanı sarıya boyayan

Şavkı mıydı saçlarının umut dağarcığımda.

Hani bir çığlığa kusmak istersin de

Dilini koyacak yer bulamazsın sayfalarında;

Ki sen soğuktaki bir köpek titreyişinin mızıltısı kadar biçare,

Kendi ölümü kendi iğnesinden olan bir akrebin galibiyeti kadar tezat…

Ki ben…

Kuraklığına adamışım kelimelerimi,

Sarmaşık misali saran bedenimi…

Melankomik, beyhude bir vaveyla

Sol cebimin kapakçığında…

Kalabalık kavuruyor yüzümün yarısını

Mateminin kokusu ellerimin çizgisinde hala…

Yine de bir içimlik siyah gözlerimin baktığı yer…

Gerisi susmuşluk,

Susamışlık, sararmışlık bu ellerde…

Artık sonu yok bu delaletin.

Çünkü sen götürdün yarabantlarımı…

Oysa kaç yerinden sana iğnelemiştim ellerimin uçlarını

Kırışmasın diye

Kaç çarmıha gerildi sözlerimin hasadının kırık mızrabı

Uzun uzadıya anlatılırken bir kalp masalı…

Kahverengi hasretinde bir çift göz

Silinemeyen gözlerimin barajı oldu bak yanaklarım

Küflü, ıslak, yarım…

Ne sevdaya mısralarımı taşıyabilecek kadar gam yükledim

Ne de kalender hıçkırıklar fırlattım yerin çekim ivmesine

Unutmanın aklıma takıldığı yerinden baltaladım düşlerimi

İstedim, uzun soluklu bir çığlık kadar kısamadım sesimi sana ağlarken

Volkanın tam ortasıydı göğsüm lav fışkıran

Ama sen

Bakışlarını görmemeye kilitleyen bir ama avcıydın

Avını yanlış iklimde arayan

Zincirlerle engebelerle kuşattığın yollarının

Tel örgülerinde yara bere içinde kaldı

Gözlerine ulaşamayan asık suratlı tebessümlerim

Odam evim şehrim ülkem

Doldu taştı

Bir sana ulaşmadı gözyaşım

Bir sana ulaşmadı hasretim

Bir sana ulaşmadı

Ulaşamadı bu küskün çocuk…

Artık sonu yok bu delaletin.

Çünkü sen götürdün yarabantlarımı…

2009