Hızmalı Tohum

Gök yarıldı aşikar
Hızmalı bir tohum düştü geceye
Göğün doğurduğu her çocuk gibi
Hınçlıyız pantolon yamasına
Ve çıngırak sesine
Ayyuka çıkar çırılçıplak
Gizli saklı ne gömdüysek kimin yatağına
Ki geri dönüşlerimizin bir ucu
Köpek dişlerinin
İnsanı üşüten denizine gömülü
Diğeri var olmayışın en kimsesizi
Her gizde bir başkalaşım teşebbüsü
Ki bu apaçık bir tecavüzdür
Ellerini Tanrı’nın koynunda ısıtanlar için
Boynundaki baltaya
Ne gün sarılma vakti?
Kim ibrahim bu düelloda
Kim kelebek
Gün gelecek
Kendini ışığa hapsetmiş kaç ateşböceği varsa
Ellerini Tanrı’nın koynuna uzatacak
Kanı kana kaynatan
Vurdukça ölen yanıdır suskunluğumuzun
Güneşimizin meşru müdafaası
Şimdi ne yana dönsek
Sesini korkusunda boğmuş bir Nisan celladı
Koleksiyon yapılır soruların keskinliğinden
Küflü bir zarf içinde. Sarı.

Yoksa yok mu bütün var saydıklarımız?

Gök yarıldı aşikar
Deldi hızmalı tohum toprağı işkenceyle

İdam ettik gülüşlerimizi
Bir deniz kabuğu karşılığında
Tebessümle yetinmek değil niyetimiz
Gökyüzünün adını değiştirmek.
Sağ cebimiz dikildi
Fikrimizi göğsümüzde hançerlediğimiz gün
Vazgeçtik yarınlardan.
Çünkü zifiridir gözün görmediği her buhran
Çünkü kirişleri kan revan kutup yıldızımızın.
Sarılmakla vazgeçmenin arafında
İlkine hep daha yakın
İlkinden hep daha uzak.
Çok canımız yandı
Yüzümüze kusan kargaların gagalamalarından
Katrana bulandı kelimeler
Sükut vahyolundu cümlenin peygamberine.
Adını her kendisi koyan
Elleriyle aldı öcünü
ateşin peydahladıklarından
Sırtımız gönlümüz kuşandı sevdasını
Dikildi düşüncenin karşısına
Yeniden…
İki yüzlü bir savaşın
Savunmasız sivilidir gözyaşı
Mazlumun baş azığı.
İnancımızı kurban ettik
İnancımız uğruna
Kana bulandı çarenin döşü
Kana bulandı toprak
Ölümü büyütürken saksıda.
İnandık ama yarım kaldı cümlemiz
Pasa bulandı kalem
Kirli bir suyun derininde
Kaybettik yeniden başlama umudumuzu

Gök yarıldı aşikar
Öldü tohum hızmasına rağmen
Deliksiz bir uykuda…