Ağıt

Ağıt

Umutsuz kaldırım akşamlarında
Dolaşıyorum
Islak şarkıların eşliğinde
Susarak söylediğim
Ceplerim eski bir ağıtın
Satır aralarıyla sancırken
Görünen en uzak mesafeye
Gitmek ister gözlerim
Bıraktığın noktadan

Şiirimin takatine bıraktım
Sayfaları
Sevimsiz bir saatte
İki tarafı tahta bir kum saatinden
Kalbime akar zaman
Tereddütle

Unuturum bakışındaki şarkının
Beni yakan ilk mısrasını
Savrulur beynimden kalbime sitem
Ayna hesap sorar gülmeyişime
Dağınık birkaç adım belki
Ya da umutsuz bir türküdür
Seni bana getirecek olan

Bir çığlık görüyorum
Leylak kokulu
Kaçmak istiyorum
Hayallerim kaçıyor
Müebbet

Rengârenk bir filmin son karesinde
Siyah beyaz düşlüyorum üzüntümü
Terk edilişimle yıkadığım çamaşırlarımı
Odama çivilediğin
Bakışlarına mandallıyorum

Ellerime gömüp gittiğin
O son matemini
Başucumda barındırıyorum
Unutkan bir çerçeveyle

İnadına tebessüm fısıldıyorum
Gecenin kulağına
Gülmeyi unutan gözlerimle
Yalandan

Gidişinle suluyorum çiçekleri
Onlarda soluyorlar
Bu zindan havasını
Baharın coşkusuna inat

Mum ışığı sabahlarda
Doğmak bilmiyor karanlık
Aydınlık çökünce
Elimi sürmedim suskunluğuma
Giderken,
“Uzatma” deyişinin hatırına
Sigara sitemkâr, bardak huzursuz
Seni içiyorum diye
Beynime
Şah damarımdan

Sükût bir tutsaklık var odamda
Ağıtlar yakıyor
Gidişine
“Aldattım seni” deyişine
Akşam yemeğime efkâr kusuyor
Unutulduğum vakit
Ben ağlıyorum

Buğulu bir pencere bıraktın bana
Acısı henüz kurumamış
Ağlamaklı
Miras yedi bir elemle
Ayrılmıyorum
Bana ayrılan
O “son” yazısının başından

Karanlık giriyor penceremden içeri
Seni unutamadığım yerden
Çıkıyorum
Hasrete doğru
Koşar adım yalnızlıkla birlikte

Artık umutlarımı almıyorum yanıma
Giderken
Mehtapta buluşmaya
Olmayışınla
En karanlık zamanım
Yelkovanında

Çekmecemde unuttuğun tebessümünü
Saklıyorum
Geri alırsın diye
Aklımdan
2008